28 Mayıs 2011 Cumartesi

4 / CHP minarelerden salâ okunmasını yasaklamış- CHP icraatleri-

CHP'nin iktidar olduğu tek partili dönemde, minarelerden salâ okunmasının yasaklandığı belgelendi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İnönü'yü Hitler'e benzetmesiyle başlayan tartışma devam ederken 1930-1940'lı yıllarda eski CHP Genel Başkanı İsmet İnönü dönemindeki yasaklamayla ilgili ilginç bir belge ortaya çıktı. Muğla Müftülüğü'nde bulunan, 9 Nisan 1931 tarihli resmi yazıya göre dönemin tek parti yönetimi, camilere askeri ihtiyaç bahanesiyle el koydu. Açık kalan camilerde de salâ okunmasını yasakladı. Bunun yanısıra camilere yapılan baskınlarda, Kelime-i Şehadet yazılı havlu, mum ve süpürgenin "ele geçen doküman" olarak gösterilmesi de dini baskının boyutlarını gözler önüne seriyor.
Minareden salâ okunmasının yasaklanma sebebi olarak, hasta ve hattâ sağlıklı insanların bundan olumsuz etkilenmesinin gösterildiği resmi yazı, müftülük zabıtlarından çıktı. Belgede Muğla Valiliği, müftülükten minarelerden salâ okunmasının engellenmesini istiyor: "Kasabada vefat vukuunda minarelerde salâ verildiği görülmektedir. Hastalar ve hattâ sıhhati yerinde olanlar üzerinde birçok fena tesir yapan bu hal hemen her yerden kalkmış olmasına rağmen bu bidat Muğla'da devam edip gitmektedir. Bunların suret-i katiyede meni vilayetçe matlup ve müstelzem olduğundan alakadarana tebligat ifası ve badema vefiyat vukuunda salâ verdirilmemesinin temini rica olunur efendim."
Bir başka belgeye göre de 1930 ve 1940'lı yıllardaki tek parti hükümeti zamanında, CHP'nin Muğla İl Başkanlığı ve Muğla Valiliği görevini birlikte yürüten Recai Güreli, Şahidî Camisi'ne baskın yaptırarak, burasının türbe olarak kullanıldığını ileri sürmüş ve kapatılmasını sağlamış. Vali imzasıyla müftülüğe gönderilen 29 Mart 1938 tarihli yazıda, Camiikebir Mahallesi'nde "Şahidî" namıyla bir türbenin ihyasına çalışıldığına dair ihbar yapıldığı belirtilerek şöyle deniyor: "Yapılan muayene ve aramada, türbenin sandukası üzerinde ve içerisinde müceddet yeşil kumaş ve ipekli üzerine yazılı 'kelime-i şehadet' havlu, mum, süpürge gibi bazı eşyalar elde edilmiştir." Türbeyi ihya ettiği öne sürülen cami imamı Cemalettin'in de burada görev yapmasının mahzurlu olduğu ifade edilen yazıda, hakkında gerekli muamelenin yapılması ve sonucundan valiliğe bilgi verilmesi isteniyor.
CİHAN

3 / CHP döneminde camiler yıkıldı ve satıldı - CHP icraatleri-

CHP döneminde camiler yıkıldı ve satıldı

Başbakanımızın İnönü döneminde camilerle ilgili sözleri bana eski bir tartışmayı hatırlattı. 1966 yılında, İsmet Paşa muhalefet lideriyken, kendi döneminde camilerin kapatılmadığını iddia edince, dönemin önde gelen gazetecilerinden Mehmed Şevket Eygi, Yeni İstiklal Gazetesi'nde vatandaşlara bir çağrıda bulunarak "CHP döneminde yıkılan, satılan, kiraya verilen, depo ve müze yapılan camiler hakkında resim, yazı ve bilgi" göndermelerini istemişti. Gelen yazı ve resimlerin bir kısmı Yeni İstiklal Gazetesi'nde yayınlandı. 2003 yılında ise bu mesele Mehmed Şevket Eygi tarafından "Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı" adıyla kitaplaştırıldı. Kitabın başlığının altında ise "Kapatılan, satılan, yıkılan, kiraya verilen, depo yapılan, CHP ocağı, saz ve içki evi, spor kulübü lokali haline getirilen, müzeye dönüştürülen binlerce mâbedin hazin hikayesi" şeklinde bir ibare vardır. Bu kitap, Türk tarihinin bu en acı hadisesini teferruatlı olarak anlatır.

CAMİ KAPATMAK İÇİN KANUN


15 Kasım 1935'te "Cami ve mescitlerin tasnifine ve tasnif harici kalacak cami ve mescit hademesine verilecek muhasasat (maaş, ödenek) hakkında" bir kanun çıkarıldı. 2845 numaralı kanunda "Tasnif harici tutulan cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır" hükmü vardı. Bu tarihten sonra yüzlerce cami kapatıldı, depo yapıldı, satıldı, yıktırıldı, parti binası bile yapıldı.


Anadolu'nun birçok yerinde yüreği parçalanan vatandaşlarımız birleşerek yapılış amacı dışında kullanılan cami ve mescitleri satın alıp, tekrar ibadethaneye dönüştürmeye çalıştılar. Tokat'ta Kâbe Mescit isimli ibadethane 1940'lı yıllarda kiraya verilerek, tuz deposuna dönüştürülmüştü. 1949'da satışa çıkarılınca dört Tokatlı burayı satın alıp, tekrar ibadethaneye dönüştürdü. 4 Ocak 1967 tarihinde Yeni İstiklal Gazetesi'ne gönderilen bir mektupta Tokat'ta 33 cami ve mescitin yıktırıldığı ve bir kısmının arsasının satıldığı ifade edilmişti.


MESCİT PARTİ BİNASI OLDU


Anadolu Hisarı Barutçular Sokak'ta bulunan Göksu Mesciti (Mihrişah Valide Mesciti) Mihri Şah Sultan tarafından yaptırılmış, İkinci Mahmud tarafından yenilenmişti. Göksu Mesciti ibadethanelikten çıkarılarak, CHP Ocağı yapıldığı gibi, üzerine de partinin simgesi altı ok konulmuştu. Çok partili dönemde Göksu Mesciti tekrar ibadethaneye dönüştürüldü.


KONYA'DA DEPO YAPILAN CAMİLER


Şevket Eygi'ye mektup gönderen Mevlüt Çınar, Konya'daki durumu şöyle ifade etmişti:


İnönü istibdadı zamanında Konya'daki ibadethanelerin durumu şöyledir:


1- Sultan Alaaaddin Camii: Depo oldu; 
2- İplikçi Camii: Müze oldu; 
3- Kışla Camii: Depo oldu; 
4- Battallar Camii: Depo oldu; 
5- Paşa Camii: Depo oldu; 
6- Cıvıllıoğlu Camii: Depo oldu; 
7- Kapu Camii: Depo oldu;
8- Sultan Selim Camii: Depo oldu; 
9- Sahibata Camii: Depo oldu; 
10- Sadreddin Konevi Camii: Depo oldu; 
11- İnce Minareli Camii: Depo ve Müze oldu; 
12- Havacı Camii: Depo oldu; 
13- Karadayı Camii: Depo oldu.

Mehmed Şevket Eygi, Câmi Kıyımı, s. 38-39.


II. ABDÜLHAMİD'İN SİYONİST LİDER HERZL'LE GÖRÜŞME BELGELERİ BULUNDU


Türk tarihinin en önemli devlet başkanlarından İkinci Abdülhamid izlediği Filistin siyaseti ile tarihe ve günümüze damgasını vurdu. Ancak Sultan Abdülhamid'in Filistin siyaseti belgelerden daha çok efsanelerle örülüdür.


Türkiye'nin en önemli Osmanlı tarihçilerinden ve İkinci Abdülhamid dönemi üzerine arşiv belgelerini kaynak alarak önemli yayınlar yapan Prof. Dr. Vahdettin Engin, Yeditepe Yayınevi tarafından yayınlanan "Pazarlık" isimli son eserinde Sultan Abdülhamid ve Filistin meselesini, daha önce bilinmeyen resmî belgelerin ışığında ortaya çıkardı.


Yahudiler, 1890'lı yıllarda gördükleri baskı sonucunda Rusya ve Romanya'yı terk ettiler. İkinci Abdülhamid, başlangıçta insani nedenlerle Yahudiler'in Filistin dışındaki Osmanlı vilayetlerine yerleşmelerine izin verdi. Fakat Yahudiler 'vadedilmiş topraklar' olarak kabul ettikleri Filistin'e yerleşmek istemeleri üzerine işin rengi değişti. Sultan Abdülhamid, bu gelişme üzerine saltanatı boyunca Yahudiler'in Filistin'e yerleşmelerini önlemeye çalıştı. Rotschild ve Baron Hirsch gibi zengin Yahudiler ise Filistin'de toprak satın alarak buralara göçmen yerleştirmeye çalıştılar.


1896'dan itibaren ise sahneye Theodore Herzl çıktı. Herzl Filistin'de Yahudiler için özerk bir devlet oluşturma peşinde idi ve bunun yolunun Sultan Abdülhamid'i ikna etmekten geçtiğini düşünüyordu. Bu uğurda beş defa İstanbul'a geldi. Bir defasında sultanla görüşme imkânı buldu. Herzl'in kafasında, Osmanlı Devleti'ne bazı mali imkânlar sağlayarak Filistin'e yerleşme iznini koparmak vardı. İkinci Abdülhamid ise Herzl'in şahsında, Avrupalı alacaklıları Osmanlı dış borçlarının indirilmesine ikna edecek bir destek bulmuştu. Bütün bu ilişkiler ağının ne şekilde örülüp, nasıl sonuçlandığı Vahdettin Engin'in "Pazarlık" isimli kitabında teferruatlı olarak ve belgeler ışığında anlatılıyor.


Erhan Afyoncu 

2 / CAMİYDİ, GAZİNO OLDU, ŞİMDİ BOŞ ARSA - CHP icraatleri-

Satılan camilerin İstanbul’da da bir takipçisi var.
Üsküdar’daki evinin terasından otuz yıl önce bir enkazı seyreden Emin Türkeli’nin manzarasını bir minare süslüyor şimdi.
Küçük İhsaniye Camii’ne ait olduğunu öğrendiği yıkıntıyı aslına uygun biçimde ihya ettikten sonra bir cami hizmetçisi olarak bulmuş kendisini. O gün bugündür de elinde çantasıyla kâh vakıflar idaresinin yolunu aşındırıyor, kâh belediyelerin.

Satıldıktan sonra yıkılan ya da iş yerine çevrilen ibadethaneleri kurtarması kolay olmamış tabii; küfürler, aba altından sopa göstermeler, ölüm tehditleri… Hiçbirine de papuç bırakmamış; çünkü bir kez ölüp de kabre indirildiğini hayal ettikten sonra girişmiş bu işe zaten… “Başımda aklım, ayağımda derman, sırtımda sermayem varken bu yoldan beni kimse çeviremez.” diyor.

Üsküdar’da kısa bir gezinti yapıp da hem ihya edilen mabetleri hem de işgalcilerden kurtarılan cami arsalarını görünce tehditlerin sebebini daha iyi anlıyoruz. Üsküdar merkezine, sahile, deniz manzaralı yeşil tepelere yerleşmiş işgalcileri çıkarmak büyük başarı. Kimi zaman da “Az ileride büyük bir cami varken yeni bir cami yapmak da nereden çıktı?” diyenlerin hışmına uğramış Emin Bey.

Bu eleştirilere konu olan Geredeli Camii, Yeni Valide Camii’ne çok yakın evet; ama burası 1950’lerde haraç mezat satılıp da kireç ve tuğla satıcılarına peşkeş çekilmeden önce 420 yıllık bir camiydi neticede. Yine Kısıklı’dan Büyük Çamlıca’ya giderken solda tepede kalan Şeyh Selami Ali Efendi

Camii’nin yeri 1968’de yazlık sinema olarak kullanılmıştı ve bir kısmı yola giden Serçe Hatun Camii Emin Türkeli buraya el atana kadar bir gecekonduydu.

Bir de ‘gazino’ örneği var, bu tür hassas konuları ajite etmek için verilen esaslı bir misal gibi görünür hep, Türkiye’de neler olduğunu kimse bilmez de Balkanlar’da bıraktığımız camilerin gazinoya çevrildiği her fırsatta yazılıp çizilir.

Oysa Üsküp’ten önce Üsküdar’a bakmak gerekir. Şemsipaşa yolunun hemen başlangıcındaki arsanın serencamını öğrenmek için üç ayrı fotoğrafa bakalım. Önce Balaban Mescidi, sonra gazino ve şimdilerde etrafı tellerle çevrili boş ve pek tabii ki rantçıların iştahını kabartan bir arsa…

Gazinoyu epey gürültülü biçimde yıktırıp arsayı tellerle emniyet altına aldıktan sonra Balaban Mescidi’nin projesini de hazırlayan Emin Bey, mescidin ihyası için Üsküdar Belediyesi’nden cevap bekliyor.

Akıbeti belirsiz iki projesi daha var; CHP lokaline dönüştükten sonra üzerine CHP logosuyla ‘altı ok’ işlenen ve sonradan yıktırılan Küçüksu Camii ve Kınalıada’ya taşımak bahanesiyle Karaköy’deki yerinden sökülüp sır olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii… Emin Türkeli yorgun değil; ama gücünün yetmediği, elinin ermediği yerler var.

1 / Urfada CHP icraatleri

Urfalı evliyalardan ehli beyt Mehmet  Durak  Okumuş’a,  hocalarından  Hacı  Abdullah, ölmüş bir kuzuyu diriltme kerametinde bulunduğu için  Mir lakabını vermişti.

  Mirine hoca, İsmet İnönü’nün istibdad döneminde Tuz eken Camii’nin imamıydı.
Zulümiye ,  Dergâh, ulu cami, döşeme,  Yusufpaşa,  Hâkimdede, Ak, Hasan paşa ve   Bey kapısı cami’leriyle  beraber Tuz Eken Camii’ne de asker girmişti.

 Kapısında, tüfekleri omuzlarında askerlerin nöbet tuttuğu caminin içine silahlar çatılmıştı.
 Hamımların, çarşafları parçalandığı  için  korkudan sokağa çıkamadıkları bir dönemdi  bu.
Kuran- ı Kerim öğretmenin ve öğrenmenin suç olduğu bir dönemdi.

Çocukların hocalarına Teyze ya da hala  diye hitap etmek zorunda kaldıkları  bir dönemdi.  
 Komşu  çocuklarına Kuran-ı kerim öğretilen evlerin basılıp,  çocukların ve kadınların karakollara götürüldüğü bir dönemdi.

 Camilerin eve, ahıra kışlaya çevrildiği,  evlere baskınlar yapılıp Kuran- ı  Kerim’lerin yakıldığı,, parçalanıp ayaklar altında çiğnendiği,,  ip bağlanıp  tuvaletlere atıldığı bir dönemdi .
Mirine Hoca, bu korkunç şerden kurtarmak için,   kitaplarının bir bölümünü  bahçesinde ağlayarak yaktı.

  Kuran- ı  kerim’leri ve diğer kitapları   büyük çamaşır kazanlarına doldurup odunlukta kazdığı büyük çukura dualarla yerleştirdi.
 Üzerine odunları yığdı…
Kahırlıydı Mirine Hoca.
 Pek çok savaşa katılmış, esir düşmüş, işkence görmüş, aç ve susuz bırakılmıştı.
 Yaşadığı hiçbir şey ona bu kadar zor gelmemişti.
Ya Sabur,  dedi.
 Bekledi…

Camiler satışa çıkarılınca Urfa eşrafından pabuççu Hacı Cuma’dan Tuz Eken camii’ni  satın almasını istedi. İkiletmedi  Hacı Cuma.  Tapuyu  onun üzerine yapmak istedi.  Bu öneriyi,
“ Ölürsem benden sonra olabileceklerin vebalini yüklenemem.” diyerek reddeden Mirine Hoca,  bu camide, Demokrat parti iktidara gelene kadar ücretsiz  imamlık yaptı.

1950 seçimlerinin ertesi sabahı ,  sonuçların açıklanmasını beklemeden  müezzin Kaşıkçı Mahmut’dan  ezanı Arapça okumasını istedi.  Müezzin, minareye çıkıp insanların susadığı ezan ı  Muhammed’iyi kana kana okudu.
 Halk ağlayarak sokaklara döküldü…

Vaktinin büyük bölümünü camide geçiren Mirine  Hoca, 1960 yılının bir ilkbahar gecesi  evine çok geç döndü.
Hanımı ve çocukları meraklanmıştı.
Anlattı Mirine Hoca.
“Said Nursi Hoca efendi gelmiş otele.  Yatsı namazından sonra  beni çağırttı.
Oraya  gittim. Hastaydı.”
“Allah bilir  bu gece vakit tamam. Hak vaki olursa beni yıkar mısın?” dedi.
“Allah etmesin hocam!” dedim. “Öyle bir acıyı bize yaşatmasın!”
“Allah’ın emri olursa kimse bir şey yapamaz hoca. Sen  söz ver bana,  beni yıkar mısın?”
“Elbette hocam. Emrin başım üstüne.”
Said –i  Nursi Hazretleri,  o gece rahmete kavuştu.
 Mirine Hoca,  haberi  sabah  namazında aldı..  Büyük bir teessür içinde  otele doğru yola çıktı.  Yıkanmak üzere Hasan paşa camisine götürülen cenazeye yolda rastladı
Cemaatin tekbir aldıklarını duyunca elini kaldırıp önlerine geçti.
“ Durun!” dedi. “Hocamız  tekbir almaya çok layıktır ama şimdi değil. Yıkandıktan sonra…”
    Üstat  hazretlerinin ölümünün 50. yılında  çocukluğumdan beri annemden dinlediğim bu hatırayı naklederek,   Bediüzzaman tarihine  gölgede kalmış  bu olayı not düşmek istedim.
     Said- i Nursi Hazretlerine  ve sevgili dedem Mirine Hoca’ya  yerler ve gökler dolusunca rahmet diliyorum.
Ruhları şâd olsun…

6/6 TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR-

"İBADETHANELER BUĞDAY AMBARI OLARAK KULLANILDI"Çorumlu 77 yaşındaki Bahattin Altıkardeş, tek parti döneminin canlı tanıklarından. Kur'an kurslarının kapatılması, ezanın Türkçe okunması, camilerin buğday ambarı olarak kullanılmasına kadar hemen her şeye şahit olan Bahattin Altıkardeş, o karanlık günleri hatırlamak dahi istemiyor.
Tek parti döneminde yaşananları anlatırken gözleri dolan Bahattin Altıkardeş, "O dönemler gerçekten bu milletin yaşadığı en zor dönemlerdi. Ezanı Türkçe okunması, camilerin kapatılması. Bunları kabul etmek çok zordu. Salatü selam dahi Türkçe söyleniyordu. Hatta camiler yıkılıp arazisi vatandaşa satılıyordu. Bir şey vardı o zamanlarda emre itaat diye. Biz de öyle yapmak zorunda kaldık.'' dedi.

JANDARMADAN KAÇARDIK
O dönemlerde Çorum'daki 10 kadar ibadet yerinin depo olarak kullanıldığını belirten Altıkardeş, Çorum merkezde bulunan Abdibey Camii'nin buğday ambarı olarak kullanıldığını, bir camininde yıkılarak yerinin vatandaşlara satıldığını söyledi. Kadınların mahalle aralarında Kur'an öğrettiğini söyleyen Altıkardeş, 'Jandarma geliyor, polis geliyor' denildiği zaman kaçtıklarını dile getirdi.

ASKER NE DERSE O OLUYORDU
Altıkardeş, "Kur'an kurslarında Arapça kitap bulundurmak yasaktı, büyük cezaları vardı. Kur'an dışında ne yazı ne de kitap bulunduramıyorduk. Zor dönemlerdi. Şimdiki gibi ne özgürlük vardı ne demokrasi. Asker ne derse o oluyordu. Tek parti dönemi Türkiye'nin acı geçmişi. Ben o dönemi yaşayan biri olarak size diyorum ki 'yaşadığınız dönemin değerini bilin, şükredin' ki dininizi yaşayabiliyor ibadet edebiliyorsunuz. Camileriniz kapatılmıyor, ibadetiniz engellenmiyor aksine ibadet edebileceğiniz ortam sağlanmaya çalışılıyor. Camiler yapılıyor iş imkanları veriliyor halinize şükredin.'' diye konuştu.

TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR-6
https://twitter.com/#!/polaterzap
TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR

5/6 TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR-

"MENDERES GELİNCE BAYRAM SEVİNCİ YAŞANDI"Tek parti döneminde taş kırarak yol yapımında çalışan Ramazan Büyükkeskin (86), "66 yıl önce Korkuteli'nden Antalya'ya 2 günde giderdik. Şimdi 45 dakikada gidiyoruz. " dedi.
Antalya'nın Korkuteli ilçesinde yaşayan eski Demokrat Parti (DP) delegesi Ramazan Büyükkeskin (86), Milli Şef döneminin zor şartlarını hiç unutamıyor. Tek parti döneminde yol açım ve yapım çalışmalarının insanların bilek gücüyle yapıldığını belirten Büyükkeskin, Antalya-Korkuteli arası yol yapımında 11 ay balyozla taş kırarak çalışma yaptığını ifade etti. Adnan Menderes'in, DP'yi kurduktan 4 yıl sonra 14 Mayıs 1950'de tek başına iktidara gelir gelmez insan gücüyle yol yapım çalışmalarına son verdiğini belirten Büyükkeskin, yol yapım çalışmalarının iş makineleriyle yapılmaya başladığını kaydetti.

"EN LÜKS YİYECEĞİMİZ EKMEK ARASI SOĞAN VE PEYNİRDİ"
Büyükkeskin, "Tek parti döneminde çok fakirlik ve sıkıntı çektik. Ayağımıza giyecek ayakkabı yoktu. Ayağımda lastik çarıkla 11 ay yol açımında çalıştım. 66 yıl önce Korkuteli'nden Antalya'ya 2 günde giderdik. Şimdi ise 45 dakikada gidiyoruz. Balyozla yol açım çalışmalarında çalıştığım günleri hiç unutamıyorum. Çok terlememize rağmen bir ay hiç banyo yapamadık. En lüks yiyeceğimiz ekmek arası soğan ve peynir. Menderes iktidara gelince el gücüyle yol yapım çalışmasına son verdi. Tek parti döneminde ürettiğin mahsulün yüzde 50'den yukarısını devlet vergi olarak alıyordu. Yaz sıcağında öküz arkasında dövenle dönerek buğday tanesi çıkarmak zor. Çıkardığın buğdayların çoğu da vergi olarak gidiyordu. Allah o dönemleri bir daha yaşatmasın bu millete. Menderes, iktidara gelince çok sevindik. Yol açımı için iş makineleri gelince sevincimizden bunlar Menderes'in develeri diyorduk. " diye konuştu.
Menderes'i ilk defa yakından 5 Ocak 1956'da Antalya Dokuma Fabrikası'nın temeline ilk harcı dökerken gördüğünü belirten Büyükkeskin, 27 Mayıs 1960 askeri darbe sonrası Menderes ve 2 bakanının idam edildiği haberini radyodan gözyaşı içinde öğrendiklerini kaydetti. Keskin, Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun idam edildiği haberinin duyduklarında babasının ağlamaktan gözlerinin kıpkırmızı olduğunu belirtti.

"İLK EZANI HOCA GÖZYAŞLARI İÇİNDE 15 DAKİKADA ZOR OKUDU"
Korkuteli halkının, ezanın yeniden Arapça okunma sevincini bir birine sarılarak gözyaşı içinde kutladığını belirten Ramazan Büyükkeskin, ezan kararıyla Menderes'in Anadolu insanının gönlünde taht kurduğunu kaydetti. Tek parti dönemindeki 18 yıllık ezan yasağının, 16 Haziran 1950 yılında ramazan ayının başlanılmasına bir gün kala kalktığı bilgisini veren Büyükkeskin, minareden 'Allah'u Ekber' sesini duyan halkın cami avlusu etrafında toplanarak gözyaşı döktüğünü kaydetti. Büyükkeskin, "Minarelerde ezan hep 'Tanrı uludur, Tanrı uludur' diye okunuyordu. Menderes, iktidara gelir gelmez ezan 'din dilinde' okunacak dedi. İlk ezanı camiden hoca gözyaşları içinde 15 dakikada zor okudu. Cami etrafına toplanan kalabalığı da ağlattı." dedi


TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR-5

https://twitter.com/#!/polaterzap
TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR

4/6 TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR

ÇANAKKALE'DE CAMİYİ MOTOR TAMİRHANESİ YAPTILARTek partili dönemde çocuk olan 82 yaşındaki araştırmacı yazar Mehmet İhsan Gençcan, 1939 yılından sonra özellikle ibadet yerlerine karşı bir savaş başlatıldığını söyledi.
14 Mayıs 1950'de tek parti dönemine veda eden Türkiye'nin çileli dönemlerini bugün bile hatırlamak istemediğini belirten astsubay emeklisi Gençcan, o dönem Çanakkale'de bulunan bir caminin askerler için konaklama, bir diğerinin de motor tamirhanesi yaptırıldığını kaydetti.

CAMİDE TAMİRCİLİK YAPAN KİŞİ BAŞKAN SEÇİLDİ
Tamirhaneye dönüştürülen Tıflı Camisi'nin o dönemki imamının mübarek bir zat ve aynı zamanda ismi medyada sıkça anılan Tümgeneral Hıfzı Çubuk'un büyük dedesi olduğunu hatırlatan Gençcan, şöyle devam etti: "1308 yılında yapılmış olan Tıflı Camisi, çocuklara dinî eğitim verilen bir yerdi. Bugün Aynalı Çarşı'nın yanında bulunan cami, eğitime kapandıktan sonra Atatürk'ün ölümünün ardından, tek parti döneminde tamirhane olarak kullanıldı. O zamanlar orada kamyon motorları tamir edilirdi. Hattâ o dönem o tamirhaneyi işleten zat, daha sonra belediye başkanı seçildi. Tıflı Camisi, 1950 yılından sonra bugünkü halini aldı. İlk hocası da İstanbul'dan Çanakkale'ye yerleşen ailelerden, lakabı 'Pamuk Hoca' olan, bugün ismi medyada sıkça geçen Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgenarel Hıfzı Çubuklu'nun büyük dedesidir. Yani Çubuklu'un babası Remzi, onun babası Mehmet, onun da babası Pamuk hocadır. Mübarek bir zat olan Pamuk hocanın çok büyük hizmetleri olmuştur."

CAMİYİ MATEMATİK ÖĞRETMENİNE SATTILAR
Diğer zarar verilen ibadethanenin Dizdar Camisi olduğunu belirten Mehmet İhsan Gençcan, şunları söyledi: "Çanakkale Savaşı sırasında hasar gören ve tadilatı yapılmayan Dizdar Camisi, tek parti döneminde ahır olarak kullanıldı. Minaresi sağlam olan caminin yeri, 1946 yılında satıldı. En enteresan olay ise o dönemde, bugünkü Değirmenlik Sokak dediğimiz yerde çıkan büyük bir yangındı. Sokağın hemen köşesinde Molla Yakup Camisi vardı. Yangında bu caminin küçük bir kısmında hasar oldu. Bunun üzerine cami kapatıldı. Bir süre sonra o camiyi, matematik öğretmeni Gülseren Hanım'a sattılar. Biz 1941 yılında, Kur'ân öğrenmek için camiye gidiyorduk. Daha sonra din dersi almak yasaklandı ve bizi dağıttılar. O dönem hocamız Gökköylü hocaydı. Onun sayesinde derslerde bir hayli ilerlemiştik ama kısmet olmadı. Aynı yıl eğitime son verdikleri Fatih Camisi'ni, 2. Cihan Harbi'nde bol miktarda asker geldiği için konaklama yeri olarak kullanmaya başladılar. Öyle kullanış ki her türlü melanet, pislik yapılıyordu. Mesela cami içinde ateş yakılıp ayakkabılarla giriliyordu. Burası camilik vasfını kaybetmişti. Fatih Camisi, 1950 yılından sonra bugünkü halini aldı."


TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR-4
https://twitter.com/#!/polaterzap
TEK PARTİLİ CHP'Lİ YILLARI GÖZYAŞLARIYLA ANLATIYORLAR