8 Haziran 2011 Çarşamba

Zübeyir Gündüzalp'in siyasi ihtilaf sözleri

Bediüzzaman Said Nursi’nin has talebelerinden Zübeyr Gündüzalp’in şu sözlerini


“Biz ahrar, yani hürriyetçiyiz. Şeyhülislam seçmiyoruz ki takvasına bakalım. Siyasetçi seçiyoruz. Fikrimize dost olsa yeter.

İsim ve şahıslar değişebilir. Ama ölçüler değişmez. Biz ölçülerimize uyanları destekleriz. Sahneden düşenleri sahneye çıkarmak bizim işimiz değil.

Ölçülerimize uyan, bu ölçülerle millet ekseriyetinin desteğini kazanan kim olursa olsun, biz onu reylerimizle destekleriz.

Mesleğimizde milletin ekseriyetinin hüsnü teveccühünü kaybetmiş, mazi olanlarla istikbale yürünmez, onlarla kaybedecek zamanımız yoktur.”

yorum:
İslam ve Müslümanlar için en büyük tehlikenin “küçük olsun benim olsun " fikri olduğuna  ifade ediliyor

ticari veya siyasi 'İttifak
' müessesesi, yalnızca mümine ve mümün topluluklara yakışması gerekirken, ihtilaflarımız yüzünden dünya âleme rezil olmaktayız" 

Yüzlerce camiyi yok edercesine satmışlar


1935'te 2845 numaralı kanun ile bazı camilerin açık tutulup diğerlerinin kapatılması istenir

Sirkeci'de Merzifonî Kara Mustafa Paşa Camii,
Balaban Mescidi,

Çamlıca'da Şeyh Selami Ali Efendi Camii,
Göksu Camii,
Aksaray'da Oruç Gazi Camii,
Pirizat Hatun Camii,
Deniz Abdal Dergâhı,
Topkapı'da Şiri Merd Çavuş,
İlyaszade ve Sakine Hatun camileri,
Yenikapı'da Malkoç Süleyman Ağa Camii,
Samatya'da Kadirî Dergahı,
Fındıklı'da Süheyl Bey Camii,
Tophane'de İmâlât-ı Harbiye Usta Mektebi,
Unkapanı'nda Voynuk Şüca Camii,
Sabiha Sultan Sıbyan Mektebi,
Saraçhane'de Fatih zamanından kalma İbrahim Paşa Hamamı...

Uzayıp giden bu liste İstanbul'da imar faaliyetleri bahanesiyle, iki cami arasındaki mesafe 500 metreyi bulmadığı gibi komik sebeplerle ya da sebepsiz yıkılan tarihî eserlerimize ait.

Sadece İstanbul'da mı? Cumhuriyet'in ilk yıllarında vakıf mallarının tasfiyesi sırasında
Urfa'da 45 camiden 38'i satılmış.
Yine İzmir-Tire'de 44,
Edirne'de 100'ün üzerinde cami ve mescit,
Gaziantep'te 35 cami ve 42 mescit satılmış. Diğer il ve ilçelerde de durum pek farklı olmasa gerek. Hasbelkader bu yıkımdan kurtulanlar günümüzde tarihî eser olarak kayıtlı ve üzerlerine bir çivi çakmak bile yasak.

Chronicle dergisi, son sayısında "Vandallık ki en çok yakışandır bize" başlıklı dosyada tarihî İstanbul'da yapılan kültür kıyımını rakamları ve örnekleriyle anlatıyor. Dergide yer alan yıkılan tarihî eserlere ait fotoğraflar olayın vahametini daha da görünür kılıyor.

Yıkılan eserlerin pek çoğu mimari şaheseri. Bazıları Mimar Sinan'ın imzasını taşıyor.
Dergideki bilgilere göre hikâye 1924 yılında Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılıp yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Umum Evkaf Müdürlüğü'nün kurulmasıyla başlıyor. Osmanlı topraklarındaki sayısız vakıf eseri için kurulan Evkaf Nezareti'nin işlerinin bir müdürlük tarafından yürütülmesi mümkün değildir. Dolayısıyla vakıf eserleri bir 'yük'tür. 1970'lere kadar sürecek tasfiye işlemleri için adım böylece atılmış olur.

1935'te 2845 numaralı kanun ile bazı camilerin açık tutulup diğerlerinin kapatılması istenir.
Tasnif harici tutulan cami ve mescitler "usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere" kapatılır. Birbirine yakın binlerce cami bu sebeple sanat kıymetlerine bakılmaksızın satılır.

1926-1972 arasında
494 cami arsası,
722 mescit arsası,
598 cami ve
995 mescit satılmış.
Hayrat satışının en az olduğu şehir bir mescit ile Yozgat, en fazla olduğu şehir ise 386 eserle İstanbul.

Karo haricine çıkartılan 914 camiden 81'inin satıldığı İstanbul'u
209 satışla Bursa ve
208 satışla Aydın izliyor.
Ağrı,
Artvin, Batman, Bilecik, Bingöl, Hakkâri, Kırıkkale, Şırnak, Uşak ve Van'da ise hayrat satışı gerçekleşmemiş.

Tarihî eserlerin kıymetini geçmişe göre biraz öğrenir gibi olduk. Ama "Ba'de harabi'l-Basra". Peki tam olarak öğrenebildik mi? Onu da zaman gösterecek.

kaynak: http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=109356v

CHP + MHP + BDP + PKK İifakının İspatı

4 Haziran 2011 Cumartesi

YIRTILAN ÇARŞAFLAR

Bir gün yemekten sonra anam bana içli içli, dertli dertli bir şeyler anlatmaya başlamıştı. "Ah oğlum sen gideli neler oldu" diyordu. 

Bizim buraya bir kaymakam göndermişler. Neydi onun adı? Dur bakayım adı batsın, aklıma gelmedi. Tıpkı küçükken sizin mektebe gelen şapkalı herifler gibi. Din, iman, ırz düşmanının biri. 
İş­te bu devrilesi, yaşamayası, karının kızın çarşaflarını yırtmaya kalkmasın mı? 

Yürüyüşünden, gidişinden hoş­landığı kadınların, genç kızların çarşaflarını kendi eliyle, hoşlanmadıklarının, bizim gibi kocakarıların örtüle­rini jandarmalara yırttırdı. 

Sorma başımıza gelenleri. Alçağın derdi çarşafları kaldırmak değil, başka... Söylet­me beni oğlum. H.Ö.lerin kızının çarşafını, kaymakam hem de kendi eliyle üç yolun ortasında yırtmaya kalk­masın mı? Kızcağız düşüp bayılmış. Utanmaz herif, "ne de güzel yüzün varmış" diye bu hengâmede kahkah gül­mesin mi? 

Geçenlerde tarladan eve dönüyordum. Önü­me jandarma karakolundan zebellâ gibi iki herif çıkmasın mı? "Oğlum ben şehit haremiyim; dokunmayın ba­na. Bunu düşmanlarımız yapmadı" dedimse de kim din­ler. "Kadın, çarşaf yasak! Emir aldık" diye üzerime çul­landılar, çarşafımı didik didik ettiler. Rahmetli baban bu günleri görseydi!... Ne günlere kaldık yarabbi!. Gök­ten taş yağmadığına şükredelim" diyordu. 

Anan sana boyuna içini döküyor, derdini anlatıyor, senden bir ha­reket, bir şeyler bekliyordu. Fakat ben hep susuyor ko­yunun kaval dinlediği gibi dinliyor, içinden "çarşafta ne imiş, çıkarın atın ne olacakmış sanki. Ananızdan çarşaf­la mı doğdunuz" diyordun!. 
Kadıncağızın derdi bir değil­di ki. Herif gitmiş, yerine bir başkası gelmiş. Bu, yaşlı­ca bir zatmış. Çarşaflara falan dokunmamış amma, bu da mezarlığı park yapacağım diye tutturmuş. Mezarları dümdüz etmiş. Karşı gelmek isteyenleri müdde-iumumla - müdde-i umumî diyecek - anlaşarak tevkif ettirmiş. Hatta Müftü Efendiyi bile!... Ramazanda top da attırma­mış!... Sabahları ezan da okumayacaksın diye müezzini tehdit etmiş. Beyefendi uyuyamıyormuş!...

"Ezan-ı Muhammedi nasıl yasak edilir oğlum... Ezan yerine Allah göstermesin çan çalınsaydı daha mı iyi olacaktı; bizim kaymakam bey o zaman rahat rahat uyuyacak mıydı oğlum! O harman yerinde toplananlar, baban ve baban gibiler nereye gittiler? Niçin gittiler? Ya şimdi ne oldu? Neler oluyor!... Cümlemizi sen ıslah eyle yarabbi!..."

Daha neler neler. Falan öğretmen falan yerde 11 ya­şında bir kız talebenin ırzına geçmiş. Bu ırz düşmanı­nı evvelâ tevkif etmişler sonra bırakıvermişler... Anan boyuna söylüyordu...

Artık memleketi, evini, ananı, eskisi gibi sevmiyor­dun. Burada hâlâ eski hava esiyordu. Bir an evvel tati­lin bitmesini dört gözle bekliyordun. Hem bu yıl liseye geçmiştin; yeni yeni muallimler, arkadaşlar, senin için ne de olsa bir tecessüs mevzuu idi.

Bir Nesli Nasıl Mahvettiler- Osman Yüksel SERDENGEÇTİ

İstanbul'da Susuzluk İsyanı..e6 trafiğe kapatıldı-yol kestiler