29 Mayıs 2011 Pazar

5 / Tek parti dönemi mahyaları...CHP icraatleri-



Türkiye'de camiler ilk defa rejim tarafından siyasete alet edilmiyor.

Bu dün de vardı bugün de var!


İstanbul'da kurtuluş günü vesilesi ile bazı camilerin mahyalarından "Ne mutlu Türküm diyene", "Ordumuza şükran borçluyuz" gibi yazılar tek parti döneminde de yazıldı. 


Dini ve dini mekanları dilediği gibi kullanan laik rejim tek parti döneminde mahyalara "Ata Türk", "Var ol İnünü" süzleri yazıyordu.


Mesajların muhtevası zamana göre değişmiş.

Mesela zaman içinde "Yerli malı kullan", "Hilali Ahmeri unutma" ve hatta "Müslümanlar Cumhuriyetperverdir" yazıları da mahyalardan topluma yansıtılan mesajlar oldu.

En son yazılan, etnisiteyi ve militarizmi çağrıştıran mahyalardan sonra, Genç Siviller bu yazıları yazanlara yeni mahya önerileri hazırlamış (tii-ye almış). İşte onlardan bir kaçı: 


Cumhuriyet kazanımları tehlikede


Tehlikenin farkında mısınız?


28 Şubat

Camiler laiktir laik kalacak


12 Eylül

Darbe yap, sihhat bul


27 Mayıs

Ey asker tut bizi

Ya sev ya terk eyle.

kaynak:

Bugün:Nuh Günültaş'ın yazısı

28 Mayıs 2011 Cumartesi

4 / CHP minarelerden salâ okunmasını yasaklamış- CHP icraatleri-

CHP'nin iktidar olduğu tek partili dönemde, minarelerden salâ okunmasının yasaklandığı belgelendi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İnönü'yü Hitler'e benzetmesiyle başlayan tartışma devam ederken 1930-1940'lı yıllarda eski CHP Genel Başkanı İsmet İnönü dönemindeki yasaklamayla ilgili ilginç bir belge ortaya çıktı. Muğla Müftülüğü'nde bulunan, 9 Nisan 1931 tarihli resmi yazıya göre dönemin tek parti yönetimi, camilere askeri ihtiyaç bahanesiyle el koydu. Açık kalan camilerde de salâ okunmasını yasakladı. Bunun yanısıra camilere yapılan baskınlarda, Kelime-i Şehadet yazılı havlu, mum ve süpürgenin "ele geçen doküman" olarak gösterilmesi de dini baskının boyutlarını gözler önüne seriyor.
Minareden salâ okunmasının yasaklanma sebebi olarak, hasta ve hattâ sağlıklı insanların bundan olumsuz etkilenmesinin gösterildiği resmi yazı, müftülük zabıtlarından çıktı. Belgede Muğla Valiliği, müftülükten minarelerden salâ okunmasının engellenmesini istiyor: "Kasabada vefat vukuunda minarelerde salâ verildiği görülmektedir. Hastalar ve hattâ sıhhati yerinde olanlar üzerinde birçok fena tesir yapan bu hal hemen her yerden kalkmış olmasına rağmen bu bidat Muğla'da devam edip gitmektedir. Bunların suret-i katiyede meni vilayetçe matlup ve müstelzem olduğundan alakadarana tebligat ifası ve badema vefiyat vukuunda salâ verdirilmemesinin temini rica olunur efendim."
Bir başka belgeye göre de 1930 ve 1940'lı yıllardaki tek parti hükümeti zamanında, CHP'nin Muğla İl Başkanlığı ve Muğla Valiliği görevini birlikte yürüten Recai Güreli, Şahidî Camisi'ne baskın yaptırarak, burasının türbe olarak kullanıldığını ileri sürmüş ve kapatılmasını sağlamış. Vali imzasıyla müftülüğe gönderilen 29 Mart 1938 tarihli yazıda, Camiikebir Mahallesi'nde "Şahidî" namıyla bir türbenin ihyasına çalışıldığına dair ihbar yapıldığı belirtilerek şöyle deniyor: "Yapılan muayene ve aramada, türbenin sandukası üzerinde ve içerisinde müceddet yeşil kumaş ve ipekli üzerine yazılı 'kelime-i şehadet' havlu, mum, süpürge gibi bazı eşyalar elde edilmiştir." Türbeyi ihya ettiği öne sürülen cami imamı Cemalettin'in de burada görev yapmasının mahzurlu olduğu ifade edilen yazıda, hakkında gerekli muamelenin yapılması ve sonucundan valiliğe bilgi verilmesi isteniyor.
CİHAN

3 / CHP döneminde camiler yıkıldı ve satıldı - CHP icraatleri-

CHP döneminde camiler yıkıldı ve satıldı

Başbakanımızın İnönü döneminde camilerle ilgili sözleri bana eski bir tartışmayı hatırlattı. 1966 yılında, İsmet Paşa muhalefet lideriyken, kendi döneminde camilerin kapatılmadığını iddia edince, dönemin önde gelen gazetecilerinden Mehmed Şevket Eygi, Yeni İstiklal Gazetesi'nde vatandaşlara bir çağrıda bulunarak "CHP döneminde yıkılan, satılan, kiraya verilen, depo ve müze yapılan camiler hakkında resim, yazı ve bilgi" göndermelerini istemişti. Gelen yazı ve resimlerin bir kısmı Yeni İstiklal Gazetesi'nde yayınlandı. 2003 yılında ise bu mesele Mehmed Şevket Eygi tarafından "Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı" adıyla kitaplaştırıldı. Kitabın başlığının altında ise "Kapatılan, satılan, yıkılan, kiraya verilen, depo yapılan, CHP ocağı, saz ve içki evi, spor kulübü lokali haline getirilen, müzeye dönüştürülen binlerce mâbedin hazin hikayesi" şeklinde bir ibare vardır. Bu kitap, Türk tarihinin bu en acı hadisesini teferruatlı olarak anlatır.

CAMİ KAPATMAK İÇİN KANUN


15 Kasım 1935'te "Cami ve mescitlerin tasnifine ve tasnif harici kalacak cami ve mescit hademesine verilecek muhasasat (maaş, ödenek) hakkında" bir kanun çıkarıldı. 2845 numaralı kanunda "Tasnif harici tutulan cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır" hükmü vardı. Bu tarihten sonra yüzlerce cami kapatıldı, depo yapıldı, satıldı, yıktırıldı, parti binası bile yapıldı.


Anadolu'nun birçok yerinde yüreği parçalanan vatandaşlarımız birleşerek yapılış amacı dışında kullanılan cami ve mescitleri satın alıp, tekrar ibadethaneye dönüştürmeye çalıştılar. Tokat'ta Kâbe Mescit isimli ibadethane 1940'lı yıllarda kiraya verilerek, tuz deposuna dönüştürülmüştü. 1949'da satışa çıkarılınca dört Tokatlı burayı satın alıp, tekrar ibadethaneye dönüştürdü. 4 Ocak 1967 tarihinde Yeni İstiklal Gazetesi'ne gönderilen bir mektupta Tokat'ta 33 cami ve mescitin yıktırıldığı ve bir kısmının arsasının satıldığı ifade edilmişti.


MESCİT PARTİ BİNASI OLDU


Anadolu Hisarı Barutçular Sokak'ta bulunan Göksu Mesciti (Mihrişah Valide Mesciti) Mihri Şah Sultan tarafından yaptırılmış, İkinci Mahmud tarafından yenilenmişti. Göksu Mesciti ibadethanelikten çıkarılarak, CHP Ocağı yapıldığı gibi, üzerine de partinin simgesi altı ok konulmuştu. Çok partili dönemde Göksu Mesciti tekrar ibadethaneye dönüştürüldü.


KONYA'DA DEPO YAPILAN CAMİLER


Şevket Eygi'ye mektup gönderen Mevlüt Çınar, Konya'daki durumu şöyle ifade etmişti:


İnönü istibdadı zamanında Konya'daki ibadethanelerin durumu şöyledir:


1- Sultan Alaaaddin Camii: Depo oldu; 
2- İplikçi Camii: Müze oldu; 
3- Kışla Camii: Depo oldu; 
4- Battallar Camii: Depo oldu; 
5- Paşa Camii: Depo oldu; 
6- Cıvıllıoğlu Camii: Depo oldu; 
7- Kapu Camii: Depo oldu;
8- Sultan Selim Camii: Depo oldu; 
9- Sahibata Camii: Depo oldu; 
10- Sadreddin Konevi Camii: Depo oldu; 
11- İnce Minareli Camii: Depo ve Müze oldu; 
12- Havacı Camii: Depo oldu; 
13- Karadayı Camii: Depo oldu.

Mehmed Şevket Eygi, Câmi Kıyımı, s. 38-39.


II. ABDÜLHAMİD'İN SİYONİST LİDER HERZL'LE GÖRÜŞME BELGELERİ BULUNDU


Türk tarihinin en önemli devlet başkanlarından İkinci Abdülhamid izlediği Filistin siyaseti ile tarihe ve günümüze damgasını vurdu. Ancak Sultan Abdülhamid'in Filistin siyaseti belgelerden daha çok efsanelerle örülüdür.


Türkiye'nin en önemli Osmanlı tarihçilerinden ve İkinci Abdülhamid dönemi üzerine arşiv belgelerini kaynak alarak önemli yayınlar yapan Prof. Dr. Vahdettin Engin, Yeditepe Yayınevi tarafından yayınlanan "Pazarlık" isimli son eserinde Sultan Abdülhamid ve Filistin meselesini, daha önce bilinmeyen resmî belgelerin ışığında ortaya çıkardı.


Yahudiler, 1890'lı yıllarda gördükleri baskı sonucunda Rusya ve Romanya'yı terk ettiler. İkinci Abdülhamid, başlangıçta insani nedenlerle Yahudiler'in Filistin dışındaki Osmanlı vilayetlerine yerleşmelerine izin verdi. Fakat Yahudiler 'vadedilmiş topraklar' olarak kabul ettikleri Filistin'e yerleşmek istemeleri üzerine işin rengi değişti. Sultan Abdülhamid, bu gelişme üzerine saltanatı boyunca Yahudiler'in Filistin'e yerleşmelerini önlemeye çalıştı. Rotschild ve Baron Hirsch gibi zengin Yahudiler ise Filistin'de toprak satın alarak buralara göçmen yerleştirmeye çalıştılar.


1896'dan itibaren ise sahneye Theodore Herzl çıktı. Herzl Filistin'de Yahudiler için özerk bir devlet oluşturma peşinde idi ve bunun yolunun Sultan Abdülhamid'i ikna etmekten geçtiğini düşünüyordu. Bu uğurda beş defa İstanbul'a geldi. Bir defasında sultanla görüşme imkânı buldu. Herzl'in kafasında, Osmanlı Devleti'ne bazı mali imkânlar sağlayarak Filistin'e yerleşme iznini koparmak vardı. İkinci Abdülhamid ise Herzl'in şahsında, Avrupalı alacaklıları Osmanlı dış borçlarının indirilmesine ikna edecek bir destek bulmuştu. Bütün bu ilişkiler ağının ne şekilde örülüp, nasıl sonuçlandığı Vahdettin Engin'in "Pazarlık" isimli kitabında teferruatlı olarak ve belgeler ışığında anlatılıyor.


Erhan Afyoncu 

2 / CAMİYDİ, GAZİNO OLDU, ŞİMDİ BOŞ ARSA - CHP icraatleri-

Satılan camilerin İstanbul’da da bir takipçisi var.
Üsküdar’daki evinin terasından otuz yıl önce bir enkazı seyreden Emin Türkeli’nin manzarasını bir minare süslüyor şimdi.
Küçük İhsaniye Camii’ne ait olduğunu öğrendiği yıkıntıyı aslına uygun biçimde ihya ettikten sonra bir cami hizmetçisi olarak bulmuş kendisini. O gün bugündür de elinde çantasıyla kâh vakıflar idaresinin yolunu aşındırıyor, kâh belediyelerin.

Satıldıktan sonra yıkılan ya da iş yerine çevrilen ibadethaneleri kurtarması kolay olmamış tabii; küfürler, aba altından sopa göstermeler, ölüm tehditleri… Hiçbirine de papuç bırakmamış; çünkü bir kez ölüp de kabre indirildiğini hayal ettikten sonra girişmiş bu işe zaten… “Başımda aklım, ayağımda derman, sırtımda sermayem varken bu yoldan beni kimse çeviremez.” diyor.

Üsküdar’da kısa bir gezinti yapıp da hem ihya edilen mabetleri hem de işgalcilerden kurtarılan cami arsalarını görünce tehditlerin sebebini daha iyi anlıyoruz. Üsküdar merkezine, sahile, deniz manzaralı yeşil tepelere yerleşmiş işgalcileri çıkarmak büyük başarı. Kimi zaman da “Az ileride büyük bir cami varken yeni bir cami yapmak da nereden çıktı?” diyenlerin hışmına uğramış Emin Bey.

Bu eleştirilere konu olan Geredeli Camii, Yeni Valide Camii’ne çok yakın evet; ama burası 1950’lerde haraç mezat satılıp da kireç ve tuğla satıcılarına peşkeş çekilmeden önce 420 yıllık bir camiydi neticede. Yine Kısıklı’dan Büyük Çamlıca’ya giderken solda tepede kalan Şeyh Selami Ali Efendi

Camii’nin yeri 1968’de yazlık sinema olarak kullanılmıştı ve bir kısmı yola giden Serçe Hatun Camii Emin Türkeli buraya el atana kadar bir gecekonduydu.

Bir de ‘gazino’ örneği var, bu tür hassas konuları ajite etmek için verilen esaslı bir misal gibi görünür hep, Türkiye’de neler olduğunu kimse bilmez de Balkanlar’da bıraktığımız camilerin gazinoya çevrildiği her fırsatta yazılıp çizilir.

Oysa Üsküp’ten önce Üsküdar’a bakmak gerekir. Şemsipaşa yolunun hemen başlangıcındaki arsanın serencamını öğrenmek için üç ayrı fotoğrafa bakalım. Önce Balaban Mescidi, sonra gazino ve şimdilerde etrafı tellerle çevrili boş ve pek tabii ki rantçıların iştahını kabartan bir arsa…

Gazinoyu epey gürültülü biçimde yıktırıp arsayı tellerle emniyet altına aldıktan sonra Balaban Mescidi’nin projesini de hazırlayan Emin Bey, mescidin ihyası için Üsküdar Belediyesi’nden cevap bekliyor.

Akıbeti belirsiz iki projesi daha var; CHP lokaline dönüştükten sonra üzerine CHP logosuyla ‘altı ok’ işlenen ve sonradan yıktırılan Küçüksu Camii ve Kınalıada’ya taşımak bahanesiyle Karaköy’deki yerinden sökülüp sır olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii… Emin Türkeli yorgun değil; ama gücünün yetmediği, elinin ermediği yerler var.